“Asıl yetimler anadan, babadan değil; ilim ve ahlâktan yoksun olanlardır.” Hz. Ali (r.a.)
fatih isn't in your network. Add fatih

|
memet ...wrote:
HAYIRLI SABAHLAR
MUTLULUKLARIN PEŞİNİZİ BIRAKMADIĞI, GÜZELLİKLERİN YOLUNUZU KESTİĞİ ESENLİK VE HUZUR DOLU BİR HAFTA DİLİYORUM... sensizlikle flört etmeyi sen değil sensizlik bilir sesi ses/sensizliği sensizlik bilir korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tuk! çok ağrımış kendinin, siyah ve ayaz kendinin hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver... * bak, palandöken dağlarında karlar erimiş teknelerde kol kola bahar sulara inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver bir gül ver söküldüğüm günler için -ve önce kendinin ellerinden tut!- * kendimin ellerinden tutunca içimden nehirler gibi akmak geliyor yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor geberesiye içip salaş meyhanelerde buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor tutunca kendimin ellerinden pusulasız gemilerde yatmak yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden ömrümün içinden akmak geliyor... * sessizlik sensizliği ezbere bilir sensizlik her şeyi bilir... korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut! sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin ellerinden; bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver avuttuğum düşler kendine benim için bir gül ver sensizlikle flört etmeyi sen değil sensizlik bilir sesi ses/sensizliği sensizlik bilir korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut! çok ağrımış kendinin, siyah ve ayaz kendinin hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver... * bak, palandöken dağlarında karlar erimiş teknelerde kol kola bahar sulara inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver bir gül ver söküldüğüm günler için -ve önce kendinin ellerinden tut!- * kendimin ellerinden tutunca içimden nehirler gibi akmak geliyor yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor geberesiye içip salaş meyhanelerde buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor tutunca kendimin ellerinden pusulasız gemilerde yatmak yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden ömrümün içinden akmak geliyor... * sessizlik sensizliği ezbere bilir sensizlik her şeyi bilir... korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut! sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin ellerinden; bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver avuttuğum düşler için bana bir gül ver bir gül pusulazıs gemiler, sökülmüş günler için... * ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım sen kendinin ellerinden tut ve kendine benim kendine benim için bir gül ver sensizlikle flört etmeyi sen değil sensizlik bilir sesi ses/sensizliği sensizlik bilir korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tuk! çok ağrımış kendinin, siyah ve ayaz kendinin hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver... * bak, palandöken dağlarında karlar erimiş teknelerde kol kola bahar sulara inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver bir gül ver söküldüğüm günler için -ve önce kendinin ellerinden tut!- * kendimin ellerinden tutunca içimden nehirler gibi akmak geliyor yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor geberesiye içip salaş meyhanelerde buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor tutunca kendimin ellerinden pusulasız gemilerde yatmak yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden ömrümün içinden akmak geliyor... * sessizlik sensizliği ezbere bilir sensizlik her şeyi bilir... korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut! sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin ellerinden; bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş dağlar için, sular için bana bir gül ver avuttuğum düşler için bana bir gül ver bir gül pusulazıs gemiler, sökülmüş günler için... * ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım sen kendinin ellerinden tut ve kendine benim için bir gül ver YILMAZ ODABAŞ ALLAHA EMANET OLUNUZ SELAM VE DUA İLE
5 days ago
|
|
|
hayrunnisa ...wrote:
DEĞERİNİ KAYBETMEDEN BİLMEK LAZIM
Hala sizinleyse!!! 1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz. 2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz. 3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz. 4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz. ! 5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz. 6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz. 7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz. 9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz. 11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz. 12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz. 19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa! götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz. 21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz. 22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz. 25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz. 30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz. 40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. 'Anne işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz. 50 yaşınızdayken o çok ! hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz. Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu.... VE BİR HİKAYE: 'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti? Annesi 'nasılsın oğlum iyi misin?' diye sordu. Oğlu şaşkın bir ifadeyle 'iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi misiniz?' dedi. Annesi 'biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim' dedi. Oğlu da 'anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarında konuşabilirdik' diyince annesi de 'rahatsız mı ettim oğlum?' dedi. Oğlu 'evet anne rahatsız ettin' diyince annesi '30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun' EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN.... UNUTULMAMAK DİLEĞİYLE...
Nov. 1
|
|
|
Chechen .wrote:
ateistlere göre baklavanın (yapılışının) reddiyesi
Darwinist bilim adamlarına danışılsa ve bunlara baklava ustasını red etmek için delil istense bir baklava tepsinin nasıl var olduğunu şüphesiz şöyle açıklarlar: - Beyler bu gördüğünüz evet bir tepsi baklavadır. Bu nasıl olmuş merakmı ediyorsunuz. Görüyorsunuz etrafta un çuvalları var. Bidonun içinde de su var. Yine şeker çuvalıda kenarda duruyor. Fırında tam karşıda. Olay gayet açık. Gördüğünüz un çuvalı muhtemelen açık olan pencereden gelen hava cereyanı ile devrilmiş ve tepsinin içine akmış. Bu un çuvalı devrilirken yanındaki şeker çuvalına takılmış oda tepsinin içine akmış. Ani bir sarsıntı ile su bidonu yerinden kaymış ve tepsinin içine dökülmüş. Hava cereyanının verdiği ilk ivme ile kaygan zemin üzerinde duran tepsi ritmik hareketlerle gitmiş gelmiş, gitmiş gelmiş ve içindeki materyal hamur halini almış. Güçlü hava cereyanları ile yerinden kopan hamur parçacıkları masanın üstüne düşmüş. Kenarda duran oklava ise yerinden kayarak hamurun üstüne denk gelmiş ve hava akımının sağladığı mevcut ritmik hareketlere kapılarak ileri geri hareket etmeye başlamış ve bu esnada yufkalar incecik açılmış. Rüzgarlar yardımı ile yufkalar yerinden havalanarak tepsilerin içine düşmüş. O anda yine güçlü hava cereyanlarına maruz kalan ceviz parçacıkları yufkanın iç yüzeyine yayılmış. Hazır hale gelen tepsi karşıda duran ve ezelden beri yanık olan fırının içine muhtemel büyük bir sarsıntı ile düşmüş ve fırının kapağıda o esnada kapanmış. Belli bir süre sonra muhtemel zıt bir yer hareketi ile fırının kapağı geri açılmış ve içinden pişmiş tepsi dışarı düşmüş. Ve ortada gördüğünüz bu baklava tepsisi husule gelmiş. Durum gayet açık değil mi beyler?
Oct. 30
|
|
|
Chechen .wrote:
İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli
Ne mutlu Allahın dinini yayanlara. Kitap ile ilm ile yaymanın sevabı, dövüşerek şehid olanın sevabından daha çoktur. Müslimânın kalbinde bir îmân nûru vardır ki, her şeyden ve bütün nûrlardan daha parlakdır. Müslimânlar bir araya gelince birbirlerinden istifade ederler. Kalblerindeki bu nûr birbirlerine geçer. Cenâb-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır. Seadete kavuşan insan kızmaz, sevinir. Salihlerin ismi anılan yere rahmet-i ilahi yağar. Kalbin gıdası mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Feyz, muhabbetle, sevgi ile gelir. Büyüklerden istifade etmek için konuşmak şart değildir. Allahü teâlâ çok merhametlidir. İnsanın her yapdığı ibâdet ve hayra, sevab hemen yazılır. İnsan bir hayr işlemeye niyyet etdiği zemân, hemen bir sevab yazılır. O hayrı işlemeye giderken adım atınca, her adımı için sevab yazılır. Karar verdikden sonra, o hayrı işlemeye giderken...... Hele o hayrı işleyince, sayısız sevab yazılır. Günahlara ise, hemen yazılmaz. Belki afv edilir diye, melekler akşama kadar bekler. Eğer hemen tevbe ederse hiç yazılmaz. Tevbe etmezse daha sonra günâh yazılır. Fekat daha sonra gene tevbe ederse silinir. Günah işlemiyen var mı? Herkesin günâhı var. Ama hemen pişman olunca, kul hakkı yoksa yazılmaz. İnsan dînini kimden öğrenirse, onu çok sever. Kalbleri temizlemenin ilacı, Allah’ın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalpler temizlenir. İnanan ve seven dâima nasîbini alır. Kâlbden kalbe yol vardır. İş, o yolu ele geçirmektir. O yolu ele geçiren beraberdir. Gece de beraberdir, gündüz de beraberdir. Neş’eli zamanda da, sıkıntılı zamanda da, dünyada da, kabirde de, ahiretde de beraberdir. Sevince beraberlik böyle olur. Duanın kabul olması için ağıza da, mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım. Cum’a günleri düâların kabûl olduğu bir zemân vardır.. Allah'ın dinini, Allah'ın kullarının ayaklarına kadar götürmek, çok büyük zevktir. Allahü teâlâya yaklaşmak demek, O'nun sevgisini kazanmak demektir. Allah adamlarının, evliyaların isminin anıldığı yere rahmeti ilahi gelir. Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. birincisi, sevdiği bir kulunu ona tanıştırır. eshab-ı kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi, ona hayırlı bir iş verir. en hayırlı iş, peygamber efendimizin yaptığı iştir. Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek, dünya muhabbetini kalbden çıkarır. Dostla münakaşa dostluğu azaltır, düşmanla münakaşa düşmanlığı arttırır. Evliyanın ruhlarından, hayatta iken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır... Hatta daha çok feyz verirler. Yeter ki sevgi-muhabbet olsun, ehl-i sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun, bir de namazları kılmak oldu mu, feyz kesilmez, artar. Evliyanın sevgisi kalbe girerse, dünya muhabbeti o kalbden çıkar. Îmân ni'metinin şükrünü îfâ etmek için, hubb-u fillah ile şereflenmek lazım. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyelim. Kalbi hasta olmayan insanda bir alâmet vardır, o alâmet hubb-u fillah, buğd-u fillahdır. Her şeyin yenisi makbuldür, iki şeyin eskisi makbuldür. Biri muhabbet, diğeri ahbabdır. http://www.huzurpinari.com/#hayatdusturlarimiz1.asp
Oct. 27
|
|
|
Haticewrote:
KAZ YOLMAYI BİLMEK...
Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirinialıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış: "Selamunaleykum ey pir-i fani..." "Aleykumselam ey serdar-i cihan..." Padişah sormuş: "Altılarda ne yaptın?" "Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..." Padişah gene sormuş: "Geceleri kalkmadın mı?" "Kalktık... Lakin, ellere yaradı..." Padişah gülmüş: "Bir kaz göndersem yolar mısın?" "Hem de ciyaklatmadan..." Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş: "Ne konuştuğumuzu anladın mı?" "Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş: "Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım." Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor. "Ne konuştunuz siz padişahla..." Adam, başveziri şöyle bir süzmüş: "Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim." Başvezir, yüz altın vermiş. "Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu." "Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi." Vezir kafasını kaşımış. "Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?..." Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış. "Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormuş... "Geceleri kalkmadın mı ne demek?" Adam bir yüz altın daha almış. "Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..." Vezir gene kafasını sallamış. "Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..." Adam gülmüş. "Onu da sen bul..."
Oct. 24
|
|
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
|